Modern Aşının İcadından Önce Aşılama Nasıl Yapılırdı? Geçmişten Günümüze Aşının Tarihi

2020 yılında başlayan Covid-19 pandemisi sebebiyle öğrenmiş olduk ki, aşılamanın salgınların yayılmasını önlemek üzerindeki etkisi çok büyük. Aşılamanın ve bu sayede toplumda bağışıklık oluşturmanın tarihi çok eskilere dayanıyor. Acaba tarihteki ilk aşı hangisi? Gelin hep beraber aşılamanın tarihine kısa bir yolculuk yapalım.

Kaynak: https://www.iflscience.com/the-story-…

Son yıllarda, küresel çapta aşılamanın Covid-19 gibi salgın hastalıkların yayılmasını önlediğine hep beraber şahit olduk.

Aşılama ile bağışıklık kazandırarak salgınları önlemenin büyüleyici bir geçmişi var aslında.

Şimdi aşılamanın bu gizemli tarihine kısa bir yolculuk yapacağız.

Modern bir teknik olmaktan çok uzak olan aşılama ilkesi birkaç yüzyıldır kullanılmaktadır.

İlk yapılan aşılamanın detaylarına geçmeden önce aşı hakkında bazı genel bilgiler edinelim.

Aşı nedir, ne işe yarar? İlk aşılama fikri nereden ve nasıl ortaya çıkmıştır?

Aşının ne olduğunu anlayabilmek için önce vücudumuzun virüslere karşı nasıl çalıştığını anlamalıyız.

Vücudumuz bakteri veya virüs gibi zararlı mikroorganizmalar tarafından işgal edildiğinde, bağışıklık sistemimiz savunmaya geçer.

Bu savunmayı da üç tip beyaz kan hücresi üreterek yapar – Makrofajlar, B-lenfositler ve T-lenfositler.

Aşı, enfeksiyonu taklit ederek hastalığa karşı savunma çabalarında bağışıklık sisteminize yardımcı olur.

Çeşitli aşı türleri olmasına rağmen, hepsi aynı prensipte çalışır.

Yani aşı, bağışıklık sistemini gelecekte enfeksiyonla savaşmak için gereken doğru hücrelerle donatır.

Bazı durumlarda, bir aşının düzgün bir şekilde çalışabilmesi için belirli bir süre boyunca birden çok doza ihtiyacı olabilir. Bunun nedeni, vücudun uzun ömürlü antikorlar yapmak ve spesifik organizma için T-lenfositleri geliştirmek için zamana ihtiyaç duyabilmesidir.

Ne yazık ki hiçbir aşı mükemmel değildir ve sanılanın aksine aşılar hastalığa yakalanmayacağınızı garanti de etmez.

Her ne kadar hastalığa yakalanmamanızı garanti etmese de, insanları salgın hastalıklardan korumanın sağlam, güvenli ve etkili bir yolu olduğu da aşikar. En azından yıllar boyunca yapılan aşılar bize bunu gösteriyor.

Aşının sağlamış olduğu bağışıklama toplum açısından oldukça önemlidir. Çünkü bağışıklama sayesinde bazı hastalıkların ortaya çıkışını ya da yayılmasını engellenir ve bu sayede de bu hastalıklardan dolayı olabilecek ölümlerin önüne geçilmiş olunur.

İlk aşı nerede ve nasıl ortaya çıktı? Dünyada aşılamayı ilk kullananlar Çinliler…

Dünyada aşılamanın tarihi çiçek hastalığı ile derinden bağlantılıdır. Çiçek hastalığı yüzyıllar boyunca bir sürü insanın ölümüne sebep oldu ve ticaret savaş ve göç gibi sebeplerle de hızla yayıldı.

İlk aşılamanın M.Ö. 200 gibi çok eski bir tarihte insanları çiçek hastalığından korumak için Asya’da ve Afrika’nın bazı bölgelerinde yaygın olarak kullanıldığına dair kanıtlar vardır. Burada, küçük miktarlarda çiçek hastalığı iltihabı, sağlıklı bir kişiye aktarılarak onlara hastalığın hafif bir varyasyonunu verecekti, ve bu da doğal bir enfeksiyondan daha az ölümcül olarak kişinin çiçek hastalığına olan bağışıklığını güçlendirecekti.

Aşılama için bilinen ilk yazılı kanıtlar, Çin’in 16. yüzyılına kadar uzanıyor.

Aşılamayı ilk kullanan toplum Çinliler ama acaba o zamanlar aşılama nasıl yapılıyordu, hiç merak ettiniz mi?

Aşılama eskiden günümüzdeki modern yöntemlerle yapılmıyordu. Peki eskiden aşılama nasıl yapılıyordu?

Bu konuda belgeler az olsa da eldeki kayıtlara göre Çinliler değişik tekniklerle çiçek aşısını kullandılar. 

Bu teknikler elbette günümüzdeki modern aşılama tekniklerinden çok uzak. Enfekte bir kişinin yarasına pamuklu çubuk sürülüp, sağlıklı kişinin burnuna sokularak aşılama yapılıyordu.

Ya da kurutulmuş yara tozları, çocukların burun deliklerinden içeri üfleniyordu.

Bu şekilde aşılama yapılan kişiler birkaç gün içinde hafif bir hastalık geçirip çiçek hastalığına karşı bağışıklık kazanıyordu. Çinliler o zamanlar, bu uygulamalarla binlerce kişinin hayatını kurtardılar.

Bir diğer yöntem de çiçek hastalığı geçirenlerin vücuduna iğne batırılarak cerahat çıkarılır ve sağlıklı kişinin derisine atılan çiziklerin üzerine sürülürdü.

Lady Mary Wortley Montagu’nun İstanbul’da bulunduğu sırada öğrenmiş olduğu teknik yukarıda anlatılan gibiydi. Daha sonra İngiltere’ye döndüğünde, iki çocuğunu da benzer teknikler kullanarak aşılattı.

Lady bu esnada Osmanlı İmparatorluğu’nda çiçek hastalığına çare bulunduğu haberini mektupla yazmıştı.

Bu uygulama, Osmanlı’dan Avrupa’ya Mary Montagu sayesinde yayıldı. Ve dünya tıp tarihine aşı ile ilgili ilk kayıtlar da Lady Montagu’nun mektupları sayesinde geçmiş oldu.

Ve nihayet dünya, 1796 yılında ilk kez modern aşılama ile tanıştı.

Bugünkü çiçek aşısının bilimsel olarak ilk çalışmalarını yapan kişi İngiliz cerrah Edward Jenner idi.

Jenner, 1796 yılında geliştirdiği çiçek aşısını ilk olarak çocuklar üzerinde denedi ve olumlu sonuçlar elde etti.

Ancak buna rağmen herkes aşılama için olumlu fikirlere sahip değildi.

Örneğin dini otoriteler, aşıya karşıydı çünkü Allah’ın takdiri olan bir hastalığı durdurmanın ahlaksızlık olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bu ve diğer muhalefet seslerine rağmen, prosedür, 1801’de tekrarlanan testlerle güvenli ve etkili kabul edildi.

Çiçek aşılarının gücü kısa sürede tüm dünyaya yayıldı ve 1800’lü yılların ortasında İngiltere ve Amerika’nın bazı bölgeleri de dahil olmak üzere bir sürü yerde zorunlu hale geldi.

19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın başlarında, aşılama prosedürleriyle ilgili araştırma ve deneyler, yalnızca aşılamayı iyileştirmeyi değil, önleyebilecekleri hastalık sayısını artırmayı da amaçladı.

1872’de ünlü Fransız kimyager Louis Pasteur, kanatlı kolerası için laboratuvarda üretilen ilk aşıyı yarattı.

Pasteur ve himayesindekiler, şarbon ve kuduz gibi diğer hastalıklar için aşılar geliştirmeye devam ettiler.

1959 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ‘Çiçek Hastalığını Yok Etme Programı’nı başlattı.

Önümüzdeki yirmi yıl boyunca, Soğuk Savaş’ın zirvesinde anlaşmazlığa düşen ABD ve Sovyetler Birliği de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından bilim adamları aşı sağlamak için kaynakları ve uzmanlıkları paylaştılar. Bu global çaba sayesinde DSÖ, çiçek hastalığının dünya çapında nihayet 1980’de ortadan kaldırıldığını ilan edebildi.

Bu, tarihte ilk kez bilinen bir hastalığın, insan müdahalesiyle durdurulmasıydı. O zamandan beri doğal olarak meydana gelen tek bir çiçek hastalığı vakası olmamıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir