Antik sütunlar arasındaki şifalı sular

İnsanı topraklarına çeken kendine has hikâyesi olan kentlerden biri Denizli. İlk kez çocukken düşmüştü yolum buraya. Elbette her çocuk gibi asıl merakım Pamukkale idi. Hayalimde, çok katlı bembeyaz bir pasta canlandırmıştım. O vakit travertenler daha beyazdı çünkü…

Yıllar sonra pusulam tekrar Denizli’ye dönünce bir endişe sardı içimi. Zaman zaman suyun azaldığı, pamuk travertenlerin rengini kaybetme tehlikesi yaşadığı haberlerini okuyordum; ya o bembeyaz katmanlar artık kararmışsa sorusuyla çıktım yola… Korktuğum kadar olmasa da yer yer kara-sarı kısımları görmek beni biraz üzdü doğrusu. Ancak şifalı topraklara ayak basar basmaz yine çok etkilendim. Termal sularda yüzmek, sıra sıra antik kentleri keşfetmek ve elbette Denizli’nin enfes yemeklerini tatmak dört dörtlük bir deneyim.

Sırt çantası gerekli

Travertenlerin ismi İtalya’da geniş traverten çökellerinin bulunduğu Tivoli’nin, Roma zamanındaki adı olan Tivertino’dan geliyormuş. Oluşumuysa 400 bin yıl alıyormuş. Yani kararmasından korkmam boşuna değil. Yerine koymak, restore etmek ne mümkün! Travertenler, kaynak sularının dibinde biriken pamuk taşları. Ne tatlı bir ifade, ‘pamuk taşı’… Gerçekten de uzaktan bakıldığında, uçuk mavi renkte suları kucaklayan pamuktan bir diyar görüyorsunuz.

Travertenlerin üzerine ayakkabı ya da terlikle basmanız yasak! Gezmeye başlamadan önce, travertenlerin dışında bırakmalı ya da çıkarıp yanınızda taşımalısınız. Yol uzun, yokuş yukarı ve dikkatle yürümeyi gerektirdiği için sırt çantası alın ama hafif olsun. Ayakkabılarınızı ve acil ihtiyaçlarınızı taşırken elleriniz boş kalır, bol bol fotoğraf ve video çekebilirsiniz.

1988’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Pamukkale travertenlerini aşağıdan yukarıya yavaş yavaş yürüdükten sonra yol sizi sütunlar ve antik kalıntılar arasında muhteşem bir havuza çıkaracak. Yorgunluğunuzu atmak için burada yüzebilirsiniz. Antikçağdan bu yana termal tedavi merkezi olarak bilinen Pamukkale’deki Antik Havuz’da Mısır Kraliçesi Kleopatra bile yüzmüş. 2 bin 500 yıllık havuzun su sıcaklığı yaz-kış 36 derece. Burası yörede en ilgimi çeken yerlerden biri oldu. MS 692’de meydana gelen depremde sütunların yıkılması ve termal suyun birikmesiyle doğal yollarla oluşmuş bu havuzda yüzmek için giyinme odaları, duşlar, eşyanızı bırakacak kilitli dolaplar gibi gereken tüm ihtiyaçlar düşünülmüş. Hepsi de çok temiz ve düzenli. Yazın sıcak havuza girmek pek zevk vermiyor, o nedenle bugünler çok uygun.

Hierapolis

Travertenlerden tırmanıp yüzdükten sonra etrafı gezebilirsiniz, burası MÖ 2. yüzyılda Bergama krallarından II. Eumenes tarafından kurulmuş; Bergama’nın kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan adını almış kutsal kent Hierapolis… 14 bin metrekarelik çok geniş bir alana yayılmış kalıntıları gezmek için elektrikli motor kiralayabilir ya da yürüyerek tadını çıkarabilirsiniz. Buradan çıkan eserlerin sergilendiği üç salonlu minik bir de müzesi var.

Her derde deva

Pamukkale’yi böyle detaylı gezdikten sonra bir gününüzü de Karahayıt bölgesine ayırabilirsiniz. Burası bir kaplıca merkezi. Karahayıt’ta ve civarındaki pek çok tesiste, yıl boyunca kaynaklardan 36 derece sıcaklığında termal su çıkıyor. Özellikle kırmızı renkli termal su (sıcaklığı 60 derece) ve termal çamur (sıcaklığı 58 derece) mineral bakımından son derece zengin. Bu sular, uykusuzluğa ve yorgunluğa birebirmiş. Saç-tırnak-derideki hücrelerin canlanmasına katkı sağlıyormuş. Romatizmadan, tansiyondan tutun da kalp-damar sertliğine kadar pek çok hastalığa iyi geldiği söyleniyor. Böbrek taşı tedavisinde dahi öneriliyor. Çamur banyosu cildi yumuşatıyor, akne ve sivilcelere iyi geliyor, gözenekleri açıyor, selülit ve çatlakları gidermeye yardımcı oluyormuş. Son olarak, kırışıklıkları da gideriyormuş! E, daha ne olsun.

Asırlar boyu burayı ziyare edenlerin güzelleşerek, yenilenerek ve şifa bularak geri döndüğüne inanılıyor. Özetle, doğanın mucizelerinin gerçekleştiği topraklardayız, tadını çıkarın…

Şifalı sularda rahatlayıp çevre gezisi de yapın çünkü bölgede ender bulunan mantar tipi kayaları göreceksiniz. Bu tarz oluşumları merak ediyorsanız ve zamanınız varsa buradan 45 dakikalık uzaklıktaki Kaklık Mağarası’nı da rotanıza eklemenizi öneririm. Honaz ilçesinin Kaklık kasabasındaki mağara ‘Küçük Pamukkale’ ya da ‘yeraltındaki travertenler’ olarak anılıyor. 2 milyon yıl yaşındaki mağara, tavanının çökmesi sonucu keşfedilmiş. 2002’de ziyarete açılmış. 190 metre derinliğindeki mağaraya ahşap merdivenlerle iniliyor.

Kaklık Mağarası, sadece sarkıt ve dikitleriyle değil, eşsiz traverten basamaklarıyla da dikkat çekici. Her yer adeta travertenlerin minyatür versiyonlarıyla çevrili. Hayran olmamak elde değil. Ancak mağaraya oldukça keskin bir kükürt kokusu hâkim. Bu da gezmeyi epey zorlaştırıyor. Mağara içinde maske takmak bir parça rahatlatabilir. İki ilginç notla bitirelim; mağaradaki termal sular, yöre halkı tarafından ‘kokar hamam pınarı’ olarak anılıyormuş. Bir de rivayete göre Kaklık adı, keklikten geliyormuş çünkü Kaklık ve çevresi, yörede fazla sayıda keklik olduğu için ava giden Türkmen beylerinin yerleşmesiyle kurulmuş.

Balonla uçuluyor

Pamukkale’de son birkaç yıldır balon turları düzenleniyor. Hava koşullarına göre 45 dakika ile 1 saat arasında sürüyor. Kapadokya’da kişi başı 200 euro olan balon turları, Eylül 2023 itibariyle Pamukkale’de 2.750 lira. Sabahın erken saatlerinde yapılabildiği gibi, mevsime ve talebe göre öğleden sonra da düzenlenebiliyor. Siz de 1.000 metre yüksekten travertenleri ve antik kenti seyretmek istiyorsanız, deneyin. İnişte şampanya patlatma töreni eşliğinde sembolik bir uçuş sertifikası da veriliyor.

Sırf kebap için bile gidilir!

Denizli mutfağı deyince akla ilk gelen Denizli kebabı. Her ne kadar biraz yağlı olsa da tadı müthiş doğrusu. Parçalanmış kuzu eti fırında yaklaşık 7 saat pişiyor. Son derece yumuşak bir pide üzerinde servis ediliyor. Çarşıda sıra sıra kebapçılar var. Akşam geç saate kalmıyor. Eğer Denizlili arkadaşınız varsa yerlilerin hangisinde yediğini öğrenip öyle gidin. Turistik olmayan kebapçılarda servis sırasında söğüş domates, biber ve soğan geliyor, çatal-bıçak yok! Bu arada kentten ayrılmadan önce, meşhur Zafer Gazozu’nu da denemeyi unutmayın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx